Yedi Yanlış Alışkanlık Cildinizi Yaşlandırıyor

Yaşlanmak Hayatın doğal sürecidir.Bunun önüne geçmek mümkün değildir. Fakat bazı etkin faktörler varki cildinizin çok daha erken yaşlanmasına sebep olabiliyor…

Dermatoloji Uzmanı Dr. Burçak Bozdemir Aral, değiştirmemiz gereken zararlı davranışlarımızı anlatarak, cildimizin uzun yıllar genç ve sağlıklı kalması için önemli önerilerde bulundu.

İlerleyen yaşla birlikte cildin elastikiyetini sağlayan kollajen ve yağ dokusunun yanı sıra nem tutma kapasitesi de azalıyor. Bunun sonucunda da ciltte lekeler, kırışıklar, sarkma, matlık ve deformasyon gibi problemler oluşmaya başlıyor. Yaşlanmak doğal bir süreç ve bunu önlemek mümkün değildir. Ancak bazı etkenler var ki cildimizin daha erken yaşta yıpranmasına neden olabiliyor. Örneğin hızlı yaşlanmamızda hatalı alışkanlıklarımızın çok büyük payı var.

Peki cildimizi olması gereken süreçten önce yaşlandıran bu alışkanlıklarımız neler? Dermatoloji Uzmanı Dr. Burçak Bozdemir Aral, değiştirmemiz gereken zararlı davranışlarımızı anlattı, cildimizin uzun yıllar genç ve sağlıklı kalması için önemli önerilerde bulundu.

  1. GÜNEŞTEN KORUNMAMAK

Aral, cildi yaşlandıran en önemli çevresel faktörün zararlı güneş ışınları olduğuna dikkat çekiyor. Yaz mevsiminde gereğinden fazla, özellikle de öğle saatlerinde güneş ışınlarına maruz kalan cildimizin güzelliği için çok riskli. Güneşin zararlı UVA ve UVB ışınları ciltte kuruluk, kırışıklık, kalıcı kahverengi lekeler, kabarık kırmızı lekeler, ton farklılıkları, çok daha önemlisi cilt kanserine yol açabiliyor.

Ne yapmalı?

Sadece yaz mevsiminde değil, yılın her mevsiminde, her gün güneş koruyucu krem kullanmayı ihmal etmeyin. Yazın SPF değeri 50, kışın da SPF değeri 15 ya da 30 olan ürünleri kullanmanızda fayda var. Nemlendirici ve kozmetik ürünlerin de (pudra, fondöten gibi) güneş koruyucu özelliğe sahip olanlarını tercih edin.

2-SİGARA İÇMEK

Güneşten sonraki en zararlı çevresel faktörlerden biri de sigara. Üstelik sigara içmek kadar sigara dumanına maruz kalmak da cildimizi olumsuz yönde etkiliyor. Sigaranın içinde bulunan nikotin cildin üst tabakasında suyun tutulumunu azaltarak kırışıkların oluşmasını tetikliyor. Ayrıca cildin bağ dokusunda yer alan kollajenin parçalanmasına sebep olarak erken yaşlanmayı da tetikliyor. Sigara içerken ve üflerken yapılan dudak büzme hareketiyle üst dudak bölgesinde kırışıklar da ortaya çıkabiliyor.

Ne yapmalı?

Sigara içmeyin ve içilen ortamlardan da uzak durun. Bu tür mekanlarda bulunmak zorunda kalıyorsanız antioksidan kremler kullanarak sigaranın olumsuz etkilerini azaltmaya çalışın.

3-FAZLA YAPILAN MİMİKLER

Mimik kasları duygu ve düşüncelerimizi belirtmemizde bize yardımcı olan yüz kaslarıdır. Ancak bazı mimikleri gereğinden çok yapmamız, yani bu kasları fazla kullanmamız istenmeyen çizgilerin oluşmasına neden olabiliyor. Özellikle kaş ortasında ve göz kenarında zaman içinde giderek artan ve belirginleşen bu çizgiler bizi hem olduğumuzdan yaşlı hem de sert mizaçlı gösteriyor.

Ne yapmalı?

Fazla mimik yapmaktan mümkün olduğunca kaçının. Mimik kırışıklarına yatkınlığınız varsa önlem amacıyla o bölgelere botoks yaptırabilirsiniz. Güneşe çıkarken güneş gözlüğü kullanmayı ihmal etmeyin. Görme probleminiz varsa gözlük ya da lens kullanın.

4-YETERİNCE SU İÇMEMEK

Su içmek genel sağlığımızın yanı sıra cilt sağlığımız için de çok önemli. Cildimiz kirli hava, rüzgar, güneş, klima ve diğer çevresel faktörler nedeniyle zaten kuruyor. Yeteri kadar su içmediğimizde bu kuruluk daha da belirgin hale gelip ciltte kuruluğa bağlı kırışıklıklara yol açabiliyor.

Ne yapmalı?

Günde yaklaşık 2,5 litre su içmeyi asla ihmal etmeyin.

5-HATALI BESLENMEK

Hatalı beslenmek cildimizin erken yaşlanmasına neden olabiliyor. Örneğin şeker cildimizin en önemli düşmanlarından biri. Şeker molekülleri vücutta fazla miktarda olduklarında proteinin yapısını değiştiriyorlar. Bunun sonucunda cildin en önemli yapıları olan kollajen ile elastin proteinleri hasar görebiliyor. Cildin elastikliğini ve sıkılığını sağlayan bu maddelerde oluşan hasar da ciltte sarkma, kırışıklık ve deformasyonlara sebep olabiliyor.

Ne yapmalı?

Sebze ve meyveden zengin, şeker ile tuzdan fakir bir beslenmeyle cildinizin sağlığını koruyabilirsiniz. Sebze ve meyvelerdeki vitamin ile mineraller cildimizin sağlıklı ve parlak görünmesini sağlayan, olmazsa olmaz besinler. Özellikle cilt yapısını düzelten, ciltteki bağ dokusunu güçlendiren A, C ve E vitamini içeren sebze ile meyveleri sofranızdan eksik etmeyin. (nar, portakal, kivi, havuç, kuruyemişler ) Ana yemeklerin yanında vitamin ve mineralden zengin yeşil salatayı da beslenmenize mutlaka ekleyin. Paketli, işlenmiş, hazır ürünler yerine taze meyveyi tercih edin. Ara öğünlerde selenyum ve çinko gibi cilt için yararlı mineralleri içeren kuruyemişler tüketin.

 

6-YANLIŞ ÜRÜN KULLANMAK

Cildin sağlıklı ve güzel görünmesini sağlayan, yaşlanma belirtilerinin daha geç ortaya çıkmasına katkıda bulunan pek çok ürün mevcut. Ancak bu ürünlerin etkili olabilmeleri için cilt tipinize uygun olanlarını seçmeniz ve doğru şekilde kullanmanız çok önemli. Aksi halde ciltte tahriş, hassasiyet, kızarıklık ve kırışıklar gibi pek çok sorun gelişebiliyor. Aynı şekilde hatalı ve kalitesiz makyaj ürünleri de cilde zarar verebiliyor, siyah nokta ile akne oluşumunu tetikleyebiliyor, kırışıklara neden olabiliyor.

Ne yapmalı?

Cilt tipine uygun ürünün belirlenmesi ve bu ürünün kullanım özellikleri konusunda mutlaka yardım alınması gerektiğini belirten Aral şunları söylüyor: “Cildi çok fazla kurutan, tahriş eden, hassasiyet ve kızarıklık oluşturan ürünlerden de uzak durmak gerekiyor. Günlük cilt temizliğinde ve bakımında olduğu gibi kozmetik malzemelerde de tıbbi kaynaklı ürünleri tercih etmekte fayda var. Çünkü tıbbi kozmetik ürünler diğer ürünlere göre daha az kimyasal ve parfüm içerdikleri için hassas cilt tipleri için de uygun oluyorlar. Bunların yanı sıra son kullanım tarihi geçen, paketi deforme olmuş, görüntü ya da kokusunda farklılık bulunan ürünler kesinlikle kullanılmamalı”

7-MAKYAJI TEMİZLEMEDEN UYUMAK

Makyajımızı temizlemeden uyumak cildimize yaptığımız en büyük hatalardan biri. Gün içinde cildin gözeneklerinde kir ve makyaj kalıntıları birikiyor. Eğer bunlar cilt yüzeyinden uzaklaştırılmazsa cilt gece kendini yenileyemiyor, bunun sonucunda akne ile kuruluk gibi olumsuz etkiler gelişiyor ve zamanla kırışıklar oluşuyor.

Ne yapmalı?

Dermatoloji Uzmanı Dr. Burçak Bozdemir Aral hangi ürün kullanırsanız kullanın, gün boyunca cilt yüzeyinde kalan maddeleri, yatmadan önce, cildinize uygun bir temizleyici ürünle silerek ya da yıkayarak mutlaka temizlemeniz gerektiğini belirtiyor.

 

Cinsel Sorunlar ve Çözümleri

Cinsel sorunlar yüzde biri bedene dayanırken diğer kalan ve neredeyse bütününü oluşturan büyük çoğunluğu bedensel değil psikolojik sebeplerden kaynaklanmaktadır. Cinsel problemlerin tedavisi mümkün olmasına rağmen çoğu kişi bu problemini yok saymaya çalışır ve tedaviden kaçınır.


Hem kadınlarda hem de erkeklerde cinsel problemlere çok sık rastlanır. Sebepler bireye özgü olsa da genellikle cinsel açıdan ailevi baskı altında yetişmiş kişilerde cinsel problemler kaçınılmazdır. Cinsellikle ilgili yanlış bilgilendirilmeler, yaşanmış kötü tecrübeler de cinsel sorunlara yol açabilir.

Kadınlar kültürel sebeplerden cinselliği konuşmaktan çekinmekte, ayrıca cinsel fonksiyon bozukluğuna rağmen cinsel hayatını devam ettirebildiği için de cinsel sorunu ile yaşamayı tercih edebilmektedir. Hatta bazı kültürlerde cinselliği sadece eşini n ihtiyaçlarını karşılamak için yaşayan, kendi cinselliğini önemsemeyen ve probleminin farkında olmayan kadınlar dahi vardır.

Kadının cinsel hayatını yönlendirmesinde erkeğin etkisi büyüktür. Kadında görülen cinsel problemlerin kaynağı sadece kadın değildir. Kadın başka bir takım sebeplerden cinsel soğukluk ve isteksizlik yaşayabilir fakat erkeğin bu konudaki yaklaşımı bu problemi n çözümüne yardımcı da olabilir, daha da kötüye gitmesine sebep de olabilir. Kadınlar da cinsel istek eşine karşı duyduğu sevgi, sevilme ve beğenilme hisleri ile doğru orantılıdır. Cinsel isteksizlik kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Kadının fizyolojik özelliklerinin yanı sıra aile içerisindeki sorumluluğunun daha fazla olması, eşinden destek görememesi, eşi tarafından kötü söz ve şiddete maruz kalması özellikle cinsel isteksizliğe yol açar.

Evliliklerinde cinsellik dışında başka problemleri olmayan çiftler bu sorunu kolaylıkla aşabilirken, problem önemsenmeyip tedavi süreci ertelendiğinde evlilikte başka iletişim ve uyum problemleri görülmekte; bu da her iki tarafın iş ve sosyal hayatını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu süreçte karşı taraf eşine anlayışlı davranmalı ve sabırlı olmalıdır. Eşinin baskısı ile tedaviye zorlanan kişilerde problemin çözümü çoğu zaman mümkün olmaz. Psikolojik sebeplerin ortadan kaldırılmasında kişinin kendini hazır hissetmesi ve çözümü konusunda istekli olması birinci koşuldur. Kişinin cinsel problemini fark etmesi için öncelikle özgüveninin yerinde olması ve cinselliği hak ettiğini düşünmesi gerekir
Cinsel hayatında sorun yaşayan kadınların bir kısmı bu sorunu kabullenip hayatlarını bu şekilde devam ettirmeye çalışırlar, fakat bu çözüm değildir ve başka sıkıntılar yaşamalarına sebep olur. Görülen en büyük etki mutsuzluk, huzursuzluk, tahammülsüzlük ve bunların getirdiği bir takım fiziksel rahatsızlıklardır ( baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, mide bulantısı, karın ağrısı, unutkanlık, çarpıntı, bayılma… gibi).

Kadınlar en sık görülen cinsel problemler;

Vajinismus (ilişkiye girememe),
Cinsel isteksizlik,
Orgazm olamama,
Cinsel tiksinti.
Özellikle ülkemizde olduğu gibi erkekliğin cinsellikle özdeşleştiği kültürlerde yetişen bir erkeğin cinsel problemini kabullenmesi daha zordur. Cinsellikte erkeğin aktif ve yönlendirici olması gerektiği düşüncesi de erkeğin kendini baskı altında hissetmesine ve performans kaygısı ile sorun yaşamasına sebep olabilmektedir. Erkeğin cinsel problemini kabullenmesi ve çözüm araması için zamana ihtiyacı olabilir. Bu süreçte ısrarcı ve sabırsız davranan kadınlar eşlerine yardımcı olamaz, aksine erkeğin bu konuda bir direnç geliştirmesine sebep olabilirler.

Cinsel sorunları olan bazı erkekler mastürbasyona yönelerek fiziksel ihtiyaçlarını gidermeyi tercih edebilirler. Fakat bu sağlıklı bir çözüm değildir. Kişi bir süre sonra bunu alışkanlık haline getirebilir ve eşiyle yaşadığı ilişki seyrekleşir. Cinselliğin seyrekleşmesiyle eşler birbirinden uzaklaşır ve her iki taraf da cinsel sorunu çözme isteğini kaybeder.
Erkeklerde görülen cinsel problemler;

Erken boşalma,
Sertleşme problemleri,
Cinsel isteksizlik,
Orgazm olamama.
Ruh sağlığının yanı sıra bedensel sağlığa dikkat etmek ve rahatsızlıkların tedavisini ihmal etmemek de cinsel hayatta yaşanan sorunları azaltmaya yardımcı olur. Genel sağlık durumu yerinde olmayan kişilerin ,( fazla kilo, eklem problemleri, ağız ve diş hastalıkları, cilt hastalıkları… gibi )cinsel problem yaşama ihtimalleri daha yüksek, problemlerini çözme şansları düşüktür. Bedensel rahatsızlıklar ruhsal sıkıntılara, ruhsal sıkıntılar da bedensel problemlere yol açtığından hem ruh hem de beden sağlığımıza önem vermemiz gerekir.

Cinsel problemine karşı duyarlı olmayan ve bu konuda tedaviden kaçınan kişilerin eşlerinde bir takım şüpheler oluşabilmekte (eşinin kendisini sevmediği, beğenmediği, eş cinsel olduğu, bir başkası ile kendisini aldattığı… gibi); bu şüpheler evlilikte aşılması zor sıkıntılara yol açabilmektedir. Oysa ki basit bir tedavi ile evlilik hayatınızı çıkmaza sokmaktan kurtarabilir ve mutluluğu yakalayabilirsiniz. Cinsel sorunlar her kültürde ve eğitim düzeyindeki kişilerde görülebilir. Cinsel sorununuzu kabul etmekten ve tedavi sürecinden kaçınmayınız.

Uz. Dr. Cenk Kiper

Sağlığınız için kasım ayında tüketilecek sebze ve meyveler

Grip mevsiminin gelmesiyle birlikte,sağlıklı olmanız için bolca C vitamini ve doğal sebze meyve tüketin…
Kasım ayında  tezgahlar yine renklenmeye devam ediyor. Havaların  soğumaya başlamasıyla birlikte  bağışıklık sistemini desteklemek için gün içinde sebze ve meyve tüketimi daha da önem kazanıyor. Her gün farklı sebze ve meyvelerden günde en az 5 porsiyon tüketmeye özen gösterin. Ben de her ay olduğu gibi bu ay için güvenle tüketebileceğiniz sebze ve meyveleri sizlerle paylaşmak istedim.

Sebzeleri

Karnabahar, kereviz, ıspanak, pırasa, havuç, şalgam, ıspanak, soğan, lahana, brüksel lahanası, pazı, marul, roka, biberiye, nane, maydanoz, tere, balkabağı

Meyveler

Mandalina, kivi, portakal, greyfurt, trabzon hurması, elma, armut, muz, kuşburnu, ayva, nar

Portakal

Zengin C vitamini içermesi nedeniyle hastalıklara karşı vücudun savunma mekanizmasını kuvvetlendirmeye yardımcı portakal, aynı zamanda B vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum da içerir. Ayrıca içeriğindeki yüksek potasyum tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur. İçerdiği vitamin ve antioksidanlar sayesinde, yaraların daha çabuk iyileşmesini sağlar. Portakalda bulunan en önemli flavon olan herperidin kandaki kolesterol seviyesini dengelemeye yardımcı olur. Aynı zamanda günlük lif ihtiyacınızın karşılanmasına da yardımcı olur. Ama bunun için portakalın suyunu içmek yerine kendisini tüketmeye özen gösterin.

Nasıl tüketelim?

Az önce de söylediğim gibi daha fazla lif ve vitamin için portakalın suyu yerine kendisini tüketmeye özen gösterin. 1 orta boy portakalı ortalama 1 porsiyon meyve gibi düşünebilirsiniz. Ara öğünlerde yanında badem veya fındıkla tüketebilirsiniz. Ispanaklı salatanızın üzerine portakal dilimleri ekleyebilirsiniz. Böylece ıspanağın içindeki demirin emilimini, portakaldaki C vitamini ile artırmış olursunuz.

Karnabahar

Kış aylarının en sevilen sebzelerinden biri, karnabahar C vitaminin içeriği yanı sıra folat, B5, B6 vitamini ve potasyum, manganez de içerir. Lif içeriği yüksek ve düşük kalorilidir. 100 gramında; 25 kalori içermektedir. 100 gram karnabahar günlük C vitamini ihtiyacının ortalama %77’sini, folatın %14’ünü ve diyet lifinin de % 10’unu karşılamaktadır.

İçeriğindeki indol, bioflavonaid ve diğer maddeleri ile anti-kansorejen etki göstermektedir. Uzun süre pişirilmesi, lapalaşmasına neden olur ayrıca kükürtlü bileşenlerini dışarıya bıraktığından dolayı istenmeyen koku ve acı bir tat oluşur.

Nasıl tüketelim?

Karnabaharı buharda pişirerek, üzerine zeytinyağı ve limon ile tüketebilirsiniz. Haşladıktan sonra üzerine yoğurt ve sos ile mantı gibi tüketebilirsiniz. Ayrıca karnabahar pilavı tarifimi de beğeneceğinize eminim.

Evlilikte sıklıkla rastlanan cinsel sorunlar

Bir erkek bir kadın…


Ömür boyu, aynı yastıkta zor iş. Ekonomik kaygılar, monotonluk, çocuk derken, bir bakarsınız kalbinizin aşkı bir yabancıya dönüşmüş. Cinsellikse çoktan bir lüks olmuş. Halbuki sizi bir arada tutan en önemli bağ “seks”. Cinsel hayatınıza gereken özeni göstermek daha mutlu bir aile hayatını da beraberinde getiriyor.

Ten uyumsuzluğu…

Araştırma sonuçları bize her bedenin bir kimyası olduğunu gösteriyor. Ve kadın ile erkeğin vücut sıvılarının, ter dahil, birbirleriyle uyumlu olması gerekiyor. Ten uyumunda sorun olmayan çiftler, birbirlerini arzular, gün içinde özler ve “cinsel aşk” diye tanımladığımız tutkulu duyguyu yaşarlar. Eğer çiftler arasında cinsel aşk varsa en sorunlu evliliği bile kurtarmak mümkün olabiliyor. Ama bakıyorsunuz evlilikte çok büyük sorunlar yok ama cinsel aşk da yok, yani ten uyumları sıfır, o zaman evliliği kurtarmak ne yazık ki imkansız oluyor.
Çiftlerin Seks Hayatında Vücut Saatlerinin Uyumsuzluğu: Erkeklerin büyük çoğunluğunun sabah saatlerinde seksi seçtiklerini biliyoruz. Erkeğin sabahları erekte olarak uyanmış olması bunun en etkin sebeplerinden biri. Kadınlarsa daha romantik olduklarından ötürü akşam saatlerinde eşleriyle sevişmeyi arzu ediyor. Kadın danışanların şikayetleri genelde şöyle oluyor: “Eşim sabahları benimle sevişmek istiyor. Onun için hava hoş tabii. Duşunu alıp çıkacak. Oysa ben banyoya gireceğim, saçımı kurutucağım, ardından kahvaltı hazırlayacağım, çocukları okula göndereceğim ve sonunda ben de işe gideceğim. Oysa akşam el ayak çekildikten sonra seks yapmak benim için çok daha zahmetsiz ve duygu dolu.” Erkeğin mantığıyla kadının duygusallığının çatıştığı nokta burası oluyor genelde. Yirmi küsur yıllık terapi deneyimimde yalnızca bir ya da iki kadın sabahları sevişmek istediğini söylemiştir.

 

Çiftlerden birinin cinsel isteksizliği…

On çiftten ikisinde görülen cinsel isteksizlik, elbetteki çiftlerin cinsel yaşamını oldukça olumsuz etkiliyor. Kimi zaman kadın, kimi zamansa erkekte görülen cinsel isteksizliğin birden fazla sebebi olabiliyor. Takıntılı kişiliklerde cinsel isteksizliğe daha fazla rastlıyoruz. Eşinin ağız kokusu, diş yapısı, bedenindeki kusurlar, göbekli olması, fazla tüylü olması, vücuttaki bir leke ya da biçimsizlik cinsel isteksizliği tetikleyen nedenlerin başında geliyor. Ayrıca kadınların en büyük şikayetlerinden biri, eşlerinin vücut temizliklerine dikkat etmemesi. Kesilmemiş, içi kirli tırnaklar, ter kokusu, fırçalanmamış dişler ve ağız kokusu kadınlarda isteksizlik yaratabiliyor. Kadınların Cinsel Cezaya Başvurmaları: Kadınlar öfkelendikleri zaman bu öfkelerini biriktirme özelliğine sahiptir. Kadının detaycı ve analizci bir beyne sahip olması ve geçmişte yaşanan olayları, söylenen sözleri ve davranışları unutmaması, evlilikte sıkıntı yaratan sebeplerin başında geliyor. Kadının eşini değiştirmek istemesi ve erkek değişmedikçe öfkelenmesi de etkin nedenlerden biri. Kadın özellikle de Türk kadını eşini cezalandırmak için cinsel yasağa başvuruyor. Hele ki eşinin libidosu yani cinsel enerjisi yüksekse, kadın eşini cinsellikten uzak tutarak cezalandırdığını düşünüyor ama hiç kuşkusuz bu, doğru bir yol değil. Çiftler arasında zamanla cinsel soğukluk oluşabiliyor ve aldatmaya kadar giden daha büyük sorunlar oluşabiliyor.

 

Kadınlarda vajinismus…

Bu, kadının cinsel ilişki sırasında vajinasındaki kasların kasılıp eşinin girişine izin vermemesidir. Çoğunlukla korkudan, özellikle de ilk gece korkusundan oluşan bir rahatsızlıktır. Genç kızlarımızın cinsel tabularla baskılanması, cinselliğin ayıp günah olarak gösterilmesi, bekaret sendromu ve cinselliğin zevk almak değil de acı çekmek olarak yüklenmesi vajinismusun nedenlerinin başında geliyor. Yıllarca evli olup da eşiyle cinsel ilişkiye giremeyen pek çok kadınımızın olması, çok ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Psikoterapi ve gerekiyorsa ilaç tedavisiyle başarılı sonuçlar alınabiliyor.

 

Erkeklerde erken boşalma…

Eğer fiziksel bir sorundan kaynaklanmıyorsa, erken boşalmanın sebeplerinde de yine psikolojik baskıyı görüyoruz. Toplumun ve ailenin damat adayından, eşini mutlu etme beklentisi ve baskısı, mutlaka “İlk gecede kızlık zarını bozacaksın” yüklemeleri, zaten heyecan içinde olan erkeğin sinir sisteminde yıpranma yarattığından, “ya başaramazsam kaygısı” yüksek olur ve erken boşalma gerçekleşir. Bir kez erken boşalan erkek, yine başarısız olacağım kaygısını oldukça yoğun yaşar ve eşiyle cinsellikten adeta kaçar. Erkekliğinin onuruna yediremediği için de bunu kimseye söylemez ve doktora gitmez. Tıpkı vajinimusta olduğu gibi evli olup da senelerce eşine dokunmayan, ayrı yataklarda yatan erkekler vardır. Günümüz tıp dünyasında tedavisi çok basit olan erken boşalmayla ilgili yine psikoterapi ve ilaç işbirliğine başvuruyoruz.

Birinci adım sorunların üzerini örtmek değil çözmeye karar vermek
Eşler arasında sorunların olması, özellikle de evlilikteki cinsel yaşantıda sorun yaşanması dünyanın sonu değildir. Ten uyumsuzluğu haricinde tüm cinsel sıkıntıların çözümü vardır. Yeter ki çiftler bu sorunlarına sahip çıksın. Burada birkaç altın öğüt verebiliriz:
Sorundan kaçmayın, üzerini örtmeyin ve çözümü ertelemeyin. Unutmayın ki üzerini örttüğünüz ve çözümünü ertelediğiniz sorunlarınız kısa bir süre sonra size iki veya üç katı sıkıntıyla geri dönecektir.
Eşinizle birlikte yaşadığınız sorununuzdan dolayı, sadece eşinizi suçlamayın. Tüm suçu eşinize yükler ve çözümü ondan beklerseniz, haksızlık etmiş olursunuz ve çözüme de ulaşamazsınız. Karşı tarafı suçlama davranışınızdan vazgeçin.
Sorununuza sahip çıkın. Unutmayın ki evlilik ve cinsellik iki kişiliktir. Her ikiniz de bu sorundan sorumlusunuz, suçlu değil.
Birlikte çözüm üretmeye çaba gösterin. Eğer çözümsüz kalıyorsanız bir uzmana ya da evlilik terapistine başvurun. Yardım almaktan çekinmeyin.

Birbirinizi suçlamayı değil, konuşmayı seçin…

Kavga ve suçlama da bir iletişim yoludur, çiftler birbirlerine duygu ve düşüncelerini bu şekilde de iletebilirler. Ancak bu yol, yıkıcı ve evliliği zedeleyici, sevgiyi örseleyici bir yoldur. Sağlıklı iletişim için;
Birbirinizi dinleyin, karşı tarafın sözünü kesmeyin. • Birbirinizle empati kurun, eşinizin yerine geçip onu anlamaya çalışın.
Birbirinizden beklentilerinizi gözden geçirin ve ne kadar gerçekçi olup olmadığını değerlendirin.
Eşinize karşı önyargılarınızı törpüleyin.
İletişimin sadece konuşmak değil dinlemek olduğu gerçeğine gözden kaçırmayın.
Eşinizle tartışmalarınız olacaktır ama asla aşağılayıcı, kırıcı konuşmayın, küfürleri lugatınızdan çıkarın.

Kadınlar duygularının, erkekler iç güdülerinin doyurulmasından yana…

Cinsellik en temel içgüdümüz ancak bu içgüdünün duygularla süslenmesi gerekiyor. Erkekler eşlerinin işveli cilveli olmamasından, soğuk olmasından şikayet eder en çok. Kadınlarsa eşlerinin kendilerine duygusal yaklaşmadığından yakınır ve bu yüzden soğuk davrandıklarını söyler. Kadın danışanlarımın biri şöyle demişti: “Eşim normal zamanda benimle ilgilenmez. Gün içinde aramaz. Eve gelince ne yaptın bugün, diye sormaz. Ama ben mutfaktayken gelir arkamdan sarılır. İşte o an kendimi çok kötü hissederim. Sadece şimdi mi aklına geliyorum diye itelerim çoğu zaman.” Bu anlamda kadınlar haklı. Erkekler cinselliği sadece içgüdü yani hayvansı yanlarıyla yaşamasalar da duygularını işin içine katsalar, cinsel hayatları daha keyifli olacak ve eşleri soğuk kadın olmaktan çıkacak. Tabii burada kişilik yapıları da etkin rol oynuyor. Evlenmeden önce o kadın çok sıcakkanlı ve istekliydi de, evlenince mi öyle oldu? Çiftler birbirlerinin kişilik yapılarını da iyi değerlendirmeliler.

Tutkusuzluk ve monotonluk cinsel hayatı öldürür…

Evliliklerde %70 gibi önemli bir oranı kaplıyor cinsel hayat. Çiftlerin birbirine tutkularının bitmesi ve monotonluk cinsel hayatın iki güçlü katili. Çiftler cinsel hayatlarını renklendirmek için neler yapmalı?
Tutkularınızı öldürmeyin. Tutku kendiliğinden yaşamaz, onu beslemeli ve özen göstermelisiniz. Birlikteliğinize özel zamanlar ayırmalısınız.
Cinselliği sadece yatak odanıza hapsetmeyin. Evinizin her köşesi cinselliğe açıktır. Monotonluk cinsel hayatınızın en büyük düşmanıdır.
Birbirinizle cinselliği konuşmaktan utanmayın. Hoşunuza giden ve gitmeyenleri eşinize söyleyerek onu yönlendirin. Kimse kimsenin beynini okuyamaz!
Eşinize gücenebilir hatta kırılabilirsiniz ama yatağa asla küsmeyin. Eşinizi cinsel yasakla cezalandırmayın.
Anne baba rollerinizi bir kenara bırakıp eşinizle baş başa hafta sonu tatilleri yapın.
Renkli bir cinsel yaşam için yaratıcılık gerekir. Bu konuda hayal gücünüzü harekete geçirin.
Her şeyi karşı taraftan beklemeyin, siz de planlar yapın. Özellikle kadınlar cinselliği başlatmaya utanır. Bu önyargınızdan vazgeçin.

Evlilik ve Aile Terapisti
İlkim Öz Tan

Sabah dinamik olmanın sırları

Sabahları yorgun oluyor ve uyanamıyorsanız işte yapmanız gerekenler…

İnsan vücudunun ihtiyacı olan uyku süresi günde 8 saattir. Uzmanlarca kanıtlanmış olan bu süre bazen hayatımızda süregelen olaylar sebebiyle artış ya da azalma gösterebilir. Günlük uyku süremiz kadar uyuduğumuzda sabahları dinç ve dinlenmiş olarak uyanmamız gerekirken son günlerde herkesin ağzından duyduğum bir yakarış var: Sabahları elimi kolumu kaldıramayacak kadar yorgun uyanıyorum!

Kronik yorgunluk günlük hayatımızı ciddi oranda etkileyecek bir durum. Peki bunun bir çözümü yok mu?

“Neden yorgun uyanıyorum?” sorusuna cevap arıyor ve bu sorunu en kısa zamanda aşmak istiyorum diyorsanız işte yapılması gerekenler…

1-DUYGUSAL SORUNLAR

Her birimizin bazı zamanlar acıtan olaylar vardır; bir de bunlara duygusal sendromlar eklendiğinde olayların içinden çıkılmaz bir hale geldiğini görürüz. Sürekli depresif hissetmek ve üzgün uyumak vücuda kas ağrısı ve halsizlik olarak dönebilir. Bu da şüphesiz ki sizi en savunmasız olduğunuz ilk uyanma anında yakalar.

2-KAFEİN TÜKETİMİNE DIKKAT

Aşırı  tüketilen kafeinli içecekler ve doktor kontrolü olmadan kullanılan ilaçlar kalp atım hızının artmasına, tansiyon yüksekliğine ve yorgunluğa sebep olmaktadır. Özellikle kahve ve çayı çok fazla tüketmekten kaçınmalısınız.

3-DENGESİZ BESLENME

Diyetisyen yardımı almadan kafamıza göre hazırladığımız yemek reçeteleri ve şok diyetler vücudumuzu olumsuz etkilemektedir. Zayıflamak uğruna yaptığımız katı diyetler vücudumuzda metabolik dengesizliklere sebep olmaktadır. Bunun yanı sıra bayılmalar, kalpte ritm bozuklukları hatta kalp krizlerine bile sebebiyet vermektedir. Bu yüzden yapılan diyetlere çok dikkat edilmeli dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir.

4-SABAHLARI SÜREKLİ ERTELENEN ALARM

Sabahları çalan o alarma hepimiz sinirleniyoruz ve defalarca erteleyerek yataktan kalkmıyoruz. Oysaki sabahları yorgun uyanmamıza sebep olacak gizli düşmanlardan biri de budur. Alarmları ertelerken o kısa uykular arasında gidip geliriz. Bir yandan kalkmak ister bir yandan içimizden 5 dakikadan bir şey olmaz düşüncesine kapılırız. Bu kısa alarmlar arasındaki uyku ve uyanıklık hali yataktan çıktığımızda daha yorgun hissetmemize sebebiyet vermektedir. Bu yüzden alarmı ertelemeden kendinizi zorlayarak da olsa uyanmalısınız.

5-ODAYI KARARTMAYIN

Perdeleri sıkıca kapatıp karanlıkta uyumayı hepimiz çok severiz. ama sabahları o kasvetli ortamın havasından bir türlü çıkamayız. Oysa perdeler açık olsa ve ışığın odamıza dolmasına izin versek odaya dolan ışık sebebiyle vücudumuzda uyanması gerektiği sinyalini alacaktır.

5-DUŞ ALARAK UYUMAYIN

Uyku öncesi duş almanın vücuda iyi geldiği ve güzel bir uykuya zemin hazırladığı söylenir oysa tam tersidir. Güne zinde başlamak ve dinç uyanmak isteyenler sabah alınan ılık bir duş size daha iyi hissettirecektir.

 

Eğitim, Sağlık, Güzellik, Yemek, Aile, Moda,